23 Aralık 2013 Pazartesi

You Who Came From The Stars


Bir muhteşem dramayla daha karşınızdayım efenim ^^
The Heirs bitti gitti, bende dedim ki kendi kendime dizi izleme çocuğum, ama neredeeee? Bu hafta Heirs'ın ardından başlayan bu dramaya beni çeken etken Kim Soo hyun değil, Gianna Jun. Kendisine bayılırım mükemmel oyuncu, 14 yıl sonra da dizilere geri dönmüş, dizi böyle fantastik ögeler de barındırınca bir bakayım dedim ve bakakaldım, mükemmel <3 <3
Konusuna bakacak olursak; Do Min Joon(Kim Soo Hyun) 400 yıl önce dünyaya inen bir uzaylı. Kader ya işte Kore'ye iniyor Joseon  zamanında :D Neyse günümüze kadar yaşayıp gelmiş bu uzaylı kişi, görme olsun işitme de ve nesneleri hareket ettirip zamanı durdurmada da mükemmel. Cheon Song Yi(Gianna Jun) ise 30 yaşında kendini beğenmiş, ukala komik bir aktris. Tabi anlaşılacağı üzere havada aşk kokusu da mevcut :D
Diziye başladım ve hemencik iyiki de başlamışım dedim. Gianna Jun'un karakteri My Sassy Girl'de ki gibi psikopat ve komik. Mükemmel bir oyunculuk sergiliyor, gül gül öldüm yani.
Şöyle favori sahnelerime ve birkaç resme de bakalım:
Fragmana bir göz atın önce:


Burada da 00.44'te Gianna Jun'un mükemmel oyunculuğuna kanıtımı sunuyorum :D

Kim Soo Hyun burada lambaları patlattığında dedim tamam, adamımsın :*

Yaa öyle işte adam bir kafa hareketiyle neler yapabiliyor yaa :D

Burası da Min Joon'un evi, haydi acı çekelim :D



Daha bunlar ne? O camlardan eşek kadar teleskoplarıyla yıldızları seyretmek mi dersin, bir kat aşağıda ki
400 yılda oluşmuş birikiminin durduğu kütüphane mi dersin, o hoooo :D
Bölümlerden de birkaç gif resim falan paylaşayım;




-Bir de böyle, kültürsüz dedikleri bir kişiliği var, ilk iki bölümde çekiyor bundan epey zaten, neden sarımsaklı pizzadan sarımsak kokusu geliyor mu dersiniz, bir gününü anlattığı belgeselde milletin içinde, propolis adlı ilacın ismini şaşırıp profol kullanıyorum beni çok rahatlatıyor uçuyormuşum gibi hissediyorum demesi mi dersiniz, dolu bir şey :D

 -Yine bir gafı yüzünden netizenlerin yaptıkları yorumları okurken;
'' Beynine botoks mu yaptırdın? Beyin kıvrımların bile yoktur senin''

Birde Gianna Jun'un dizideki karakterinin twitter'ı da var, dizide sosyal ağ da takılmayı çok sevdiğinden, orjinalini de açmışlar :D Takip edeyim derseniz buradan ^^
not: Mükemmel kelimesini ne kadar çok kullanmışım ya şimdi fark ettim 
hanijuni

10 Aralık 2013 Salı

Bigün bende böyle olucam




Acılarımla ölmek zorundayım galiba ama neden bende insanım bunlarda aramızdaki fark ne nande adsaıuhsbgl...Bu arada bu arkadaşlar k-tigers mış. iyi napak ben hiç sevmem böyle şeyleri ki hiç sevmedim ki.Allah sahibilerine bağışlasın bide blog alemine ameno. ama oynamıcam artık ya gidicem buralardan kendimi doğu felsefesine adıcam.


9 Aralık 2013 Pazartesi

Seni mutlu eden şey olmalıdır hedefin!

İzlemek için fazlaca geç kalınmış bir film daha buldum kendime, çoğunuzun haberi vardır bu filmden. Bende geçen seneden beri izlemeyi erteliyordum, bir kere başladım ruh halim yüzünden devam etmedim.
Ama bugün bir oturuşta sanki bende filmin içindeymişim gibi kendimi etrafımdaki her şeyden soyutlanmış bir şekilde izlerken buldum...
Şu ana kadar izlediğim en anlamlı filmlerden biriydi. Hem güldüren hem ağlatan, bol bol düşündüren, öğreten bir filmdi. Aamir Khan farkı demeliyiz buna sanırım -ki kendisine olan platonik aşkım hâlâ devam etmekte-
Film beni aldı götürdü, bulutlarda mı gezdirmedi, gökkuşaklarından mı kaymadım o hooo :D Görsel şölen yaşadım şu aşağıdaki sahnede;
Şarkıları ayrı bir şölendi, Maa şarkısında koptum ben dünyadan zaten;


Böyle öğretmenler lazım, çocuklara bağırarak, onları korkutarak bir şey öğretilemeyeceğinin öğrenilmesi lazım...
Ne güzel diyor filmde;
Her çocuğun kendine özgü yetenekleri, kapasitesi ve hayalleri vardır. Beş parmağın beşi bir değildir. İsterseniz itip çekin, aynı hizaya getirmeyi deneyin. Parmaklarınız kırılır.
Disleksi hastalığına değinen, ailelere güzel bir ders veren bir film. Herkese ders veren bir film. İzlenmeli izletilmeli kısacası kardeşler.. Ciao ^^

''Seni mutlu eden şey olmalıdır hedefin''
hanijuni

2 Aralık 2013 Pazartesi

The Loner ve Hikikomori


Dün 'The Loner' diye bir Kore filmi izledim. Korku filmi kategorisinde yer alıyor film. Konusundan bahsedecek olursak, bir zamanların çok çalışkan ve zeki öğrencisi olan Su Na  en yakın arkadaşı intihar ettikten sonra kendisini odaya kilitliyor. Kimseyi içeri almayan Su Na odasında kendisinden başka biri varmış gibi konuşmaya davranmaya başlıyor. Amcasının psikolog nişanlısı Su Na'ya Hikikomori teşhisi koyuyor. Psikolog daha sonra da Su Na'nın, ailesinin gizli geçmişiyle başının belada olduğunu anlıyor.
Konuyu direk siteden çevirdim kendim yazmadım, çünkü amacım film hakkında değil Hikikomori hastalığı hakkında konuşmak.

Hikikomori, Japon kökenli bir hastalık. Japonca da anlamı ''elini ayağını çekmek '' anlamına geliyor.
Japon psikiyatr Tamaki Saito'nun tıbba kazandırdığı 90'lı yıllardan beri var olan bir hastalıkmış. Hikikomori hastaları, aylarca yıllarca kendilerini odalarına kilitleyip dışarı çıkmayı reddeden kişiler. Toplum tarafından dışlandıkları içinde kendilerini bir hiç hissedip, hayattaki amaçlarını kaybedip, intihar bile edebiliyorlar.
Eski bir Hikikomori hastası bir adam BBC'ye röportaj vermiş. Dediğine göre, okuldaki sınav baskısı, üniversiteye girme zorluğu, üniversiteye girdikten sonra bir de iş bulma kaygısı derken, amca iyice kopmuş ve kendisini odasına kapatmış. Hiç çıkmayıp tüm gününü o zamanlarda bilgisayar yaygın olmadığından atari oynayıp manga okuyarak geçiriyormuş. Zaten üstüne her şey geldiğinden, bir de ailesinin bunun için endişelenmesi daha da baskı oluşturuyormuş üstünde.
Genellikle erkeklerde görülen bir hastalıkmış. Otaku da sayılabilen bu kişilerin cinsel taciz suçlarına da karıştıkları görülmüş.
Sadece Japonya'da değil, İtalya, Kore, İngiltere ve daha birçok ülkede görülüyormuş.
Kısacası insanın, baskının olduğu her yerde var diyebiliriz. Okulda gençlerin karşılaştıkları zorbalıklar, ailenin çalış çalış diye baskı yapması, çocukları yönetmeye çalışmaları en büyük etkenler. Tabi sadece gençlerde değil 40'lı yaşlara kadar her yaşta görülebiliyormuş...
hanijuni


25 Kasım 2013 Pazartesi

Hayallerimle Geleyim ^^

Paul bana hayallerinle gel demiş e davete icabet etmek düşer, geleyim bari :D
Hayal gücüm çok gelişmiştir -ki kaybetmem inşallah- bu yüzden de bende hayalden bol bir şey yoktur. Aklıma geleni yazayım, hepsini yazsam evin yolunu bulamazsınız :D
Tema şarkımız olsun bu da ^^
-Madem şarkıda fly geçiyor oradan başlayayım, uçmak gibi bir hayalim var, rüyamda duvardan atlamak suretiyle yerden 2 metre yüksekte uçabilmiştim :D Ama tabi gerçek hayatın gerçekleri, bu imkansız, ama en azından paraşütle atlama yapmak istiyorum (Bu arada ben yükseklik korkusu olan bir insanım :D)
-Gezmek, ilk önce ülkemin her yerini, daha sonra dünyayı gezmek, her yerden küçük bir hatıra eşyası toplamak, her güzel yemeği yemek istiyorum, farklı lezzetler denemek istiyorum.






















-Tüm güzel kitapları okumak tüm güzel filmleri izlemek istiyorum. Evimde kocaman bir film rafı ve kütüphane olsun istiyorum.

-Konserlere gitmek istiyorum, sevdiğim Koreli grupların, İngiliz Amerikan grupların falan...


- Şöyle 5-6 dil öğrenmek istiyorum, diğer insanların kültürlerini öğrenmek istiyorum.
-Running Man'e katılmak istiyorum :D Hatta ömür boyu programı yapabiliriz :D

-Şunu da dünya gözüyle görsem iyi olurdu :D


- Şöyle de bir odam olsun istiyorum ^^



-Şöyle güzel kamyonet tarzı bir arabam olsun istiyorum, kocaman ^^



- Dünyada ki yardıma muhtaç insanlara yardım edebilmeyi istiyorum, doğru amaçlarda en güzel şekilde hareket edebilmek istiyorum.
-Ailemi, arkadaşlarımı, sevdiklerimi hep yanımda istiyorum, ''Biz 3 kişiyiz gardaş'' söylemimiz hiç bozulmasın istiyorum.



-Disney World gibi en büyük tema parklarına ve su parklarına gitmek istiyorum.
-İlk gideceğim ülkelerden birinin Endonezya ya da Malezya olmasını istiyorum.
Endonezya

Malezya
-Her sevdiğim filmin dizinin çekildiği yerleri görmek istiyorum.
-Uzak doğu dövüş sporları öğrenmek istiyorum, her bir müzik aletini çalmak istiyorum ama piyanoyu çok istiyorum.
-Yeri gelmişken teknolojiden de geri kalmayayım, bir Samsung Galaxy falan, Mac bilgisayar falan hoş olur yani :D
-Ahşaptan ormana bakan bir evim olsun istiyorum.
(Yalnız resimlerin hepsi çok güzeldi biraz çok resim oldu ama ^^)










- Şöyle uzun hoş bir eş istiyorum bende, madem Paul yazmış bende yazayım :D Karakteri kişiliği yerinde, dininde imanında, haşin :D, dövüş sporlarında iyi olsa iyi olur hani, mutlu mesut yaşayalım istiyorum ^^
Çançiçeği gelecekteki kocamın ismini U.K koydu zaten, Unknown :D
Bu kadar yeter bende yoruldum sizde yoruldunuz :D Aklıma gelenleri yazdım, benden bu kadar ^^
Haa Paul mim için thanks canım :*
hanifejun

21 Kasım 2013 Perşembe

Çekiliş Çekiliş :)

Nabrut abla çekiliş yapıyor e bize de takipçisi olarak katılmak düşer, umut fakirin ekmeği sonuçta belki bize de çıkar :)
Buyurun buradan :)
Yazı boş kalmasın dedim ^^
hanijuni

10 Kasım 2013 Pazar

Mini Dizi



Your Noir


      Lee Hyung Joo (Chansung) lisede parlak bir öğrenci olmasına rağmen liseden sonra bir çeteye katılmıştır. Çetenin patronu Young Kwang işlerini bozan Savcı Han'ın (Hong Kyung İn) açığını bulmak, ondan kurtulmak ister bu yüzden adamı araştırmaya başlar. Savcı Suk Hyun'un karısını Lee Hyun'u dövdüğünü öğrenir. Böylece Lee Hyun'u da (Chae Jung Ahn) takip ettirir. Savcının eşini takip etme işi Hyung Joo ya verilir. Hyung Joo takip sırasında kadını tanıdığını fark eder.  Savcının karısı Hyung Joo'nun eski lise öğretmeni ve aynı zamanda o zamanlar aşık olduğu kadındır. Young Kwang Hyung Joo'dan bunu kullanarak Lee Hyun'a yaklaşmasını ister. Hyung Joo istemeyerek de olsa denileni yapar ancak eski duyguları yeniden canlanır. Lee Hyun'u ne pahasına olursa olsun savcıya karşı korumaya karar verir. Ama Lee Hyun'u savcıya karşı korumak hiçte kolay olmayacaktır.


26 Ekim 2013 Cumartesi

The Originals Ya Da Klaus Mu Demeliyim?


CW baktı ki TVD'deki köken ailemiz her şeyden herkesten çok tuttu, e bebeleri sevindirmek lazım diyerekten bize alın size The Originals dedi.
Köken kardeşlerimizin kendi hayatlarına odaklanan dizi de şimdilik köken ailemizin kendi kurdukları New Orleans şehrinde takılmalarını izliyoruz.

Klaus alıp büyüttüğü yemeyip yedirdiği giymeyip giydirdiği vampir Marcel'in New Orleans artık benim deyip Klaus'un inat damarına basmasıyla biz de kendimizi bir hain planlar silsilesinde buluyoruz.
Çoğumuzun Klaus için başladığı dizi şimdilik iyi ilerliyor, bende aksiyon olsun diye izliyorum bakalım. Bölümler akıp gidiyor.
Ha bir de Klaus'un nur topu gibi bir yavru kurt kızı olacak ya da olacak mı acaba?
Klaus'un güzel aksanı için, tüm kökenlerimizin güzel aksanı için izlenir ^^

 hanijuni


22 Ekim 2013 Salı

Ortaya Karışık 3 ^^

Part 1: Bunları Biliyor Muydunuz Ey Ahali ^^










Part 2: Hadi Neden Benim Yok Diye Acı Çekelim Biraz T_T




I Wish I Had A Bookstoreee~~ diye şarkı yazıp, listeleri sallıcam T_T






Part 3: Yeter Bu Kadar Üzüldüğümüz, Biraz D.O İle Kurtlarımızı Dökelim ^o^

Dansımız adı ''Ajusshi Çorom'' :D
Not: Bende aynen böyle dans ediyorum :D









Kop Kop :D Votka Vişne Votka Vişne Kopp :D
Eee yorulduk, kurtlarımızı döktük, iyi geceler ^^


hanijuni